gök gürültüsü. beni uyandıran gök gürültüsüydü, camdan kafamı uzattım. ıslanıyordum. daha çok ıslanmam lazımdı sanki, bir şeyler geçirdim üstüme. dışardaydım işte. özgürlüktü yağmurda ıslanabilmek. herkes su damlacıklarından çil yavrusu gibi sağa sola kaçışırken ben orada duruyordum. yağmura direnmek miydi? kendimi temizlemek miydi? zihnim bomboştu odaklanamıyordum. sigaram sönmüştü, yağmurdan olacak herhalde. peki ben ne ara yakmıştım ki sigaramı?
işte orada. bir köpek yavrusu. kapkara. hayır kara renk gecenindir diye düşünüyorum bir an, demek ki köpek siyah renkteymiş. ceketimin içine sokuyorum. boynumdaki şalıma sarıyorum, belki bi parça ısınabilir.
bir adam duruyor orada. deri ceketini giymiş. neden dışarıda? neden kaçmıyor? odaklanamadım. bir çay kokusu geldi burnuma. bir kadın bana sesleniyor "kızım gel sıcak bi çay iç ısınırsın!" gri saçlı teyzeyi, yağmur ankaranın gri rengini gecenin karanlığında biraz hafifletmeye çalışırken reddediyorum.
yürümeye devam ettim. insanlar hala kaçıyordu. kulağımda kulaklık. şarkılar çalıyor. sanki odaklanmam gereken bir şey vardı. hatırlayamıyorum.
yağmur altında öpüşen sevgililer vardı. beni görünce neden kaçtılar? görünmez değilmişim. kendimi yağmur yerine koyuyorum. insanlar ondan da kaçıyorlardı. hala güneş doğmadı. saat de zaten gecenin 3buçuğu. ne kadar da aptalım.
yürümeye devam ettim. sıcak bir şey var sanki. köpek yavrusu kucağımda uykuya dalmış. hayır barınak olmaz. sokağa da bırakmayacağım. o benimle geliyor.
yağmur durdu. bir yere girmeliyim artık. çığlık sesi nereden geliyor? etrafım bomboş. kim bağırıyor?! damla sesleri duyuyorum. kan mı damlıyor? yağmur sonrası toprak kokması gerekmez miydi dünyanın? kan kokusu da ne? boynum neden sıcak? tanrım! boynum kanıyor. bağıran benmişim. cam parçasının boynumda ne işi var?
köpek yavrusu. ona bakmalıyım. hastaneye gidiyoruz. hastane neden kapalı? içeride kimse yok. çığlık sesleri yok. kan kokusu yok. kendimi bile hissedemiyorum.
ben yine ölmeyi nasıl başardım?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder