27 Mart 2014 Perşembe

dört kahve fincanı

anason kokusu burnuma çarpıyor aniden. oysa elimde biram var, bu koku da neyin nesi? gürültülü bir şekilde bana yaklaşan birileri var. ayak sesleriyle kahkaha sesleri birbirine karışıyor. o sırada birinin bağırdığını duyuyorum bana. "off yavrum gel burayaaa!" sarhoş belli ki, midemi bulandırıyor.

koşuyorum. hayır, eteğim yok. topuklu ayakkabım da. makyajım da yok. üstümde bi V tişörtü var, altımda bol bi eşofman altı, spor ayakkabılarım ve biram. saçımda siyah bişey var, adını yine unutuyorum. sahi adı neydi onun?

her neyse.. bana yetişiyorlar. kahretsin! çıkmaz sokaktayım. şu anda new orleans sokaklarında olmak için her şeyi yapabilirdim. bi mucize diliyorum. allahım ne olur bi mucize olsun! tam karşımdalar, kahkaha atıyorlar bana bakıp. korkuyorum, gözlerim dolu dolu oluyor. neden ben? bi anda bağırmaya başlıyorum, "YARDIM EDİN LÜTFEN KURTARIN BENİ!"

hafif bi ışık çarpıyor yüzüme. evlerin birinden geliyor. kapı açılıyor birden, iki tane köpek duruyor kapının önünde. adamların tam arkasındalar. hırlamalarından ben bile çekiniyorum, istediğim mucize oldu. şükürler olsun! adamlar kaçıyorlar. yağmur bastırıyor aniden. köpekler... artık benim karşımdalar ama hırlamıyorlar. yavaş yavaş yanıma geliyorlar. biri siyah, biri sütlü kahve - beyaz. o kadar güzeller ki ayrılmak istemiyorum. tanrım yağmur yağmasa olmaz mıydı? biri sesleniyor onlara, keşke gitmek zorunda olmasalardı diyorum içimden. ama gitmek zorundalar.

o kadar güzel görünüyorlar ki üçü birden. "pardon bakar mısınız?" yerden kalkıyorum. yüzüne bakıyorum. burada deniz yok ki, deniz kokusu nereden geliyor? cevap veremiyorum, bakıyorum öylece yüzüne. korktuğumu fark ediyor. "lütfen korkmayın. size zarar verecek değilim." teşekkür ediyorum. "hava çok yağmurlu, gidecek bi yeriniz yoksa içeri girebilirsiniz. içeride size zarar verecek kimse yok."

tedirginim. gidecek hiçbir yerim yok. içeri giriyorum. benimle beraber dört kişiyiz. dört tane kahve fincanı geliyor... bana o kadar iyi davranıyorlar ki, bi ailem varmış gibi hissediyorum.

kara köpek yanıma geliyor. başı kucağımda, bana kendini sevdiriyor. huzur veriyor bana, kimsenin yapamadığını yapıyor. bana kendimi bir hiç gibi değil de "biri" gibi hissettiriyor. ne tuhaf, aramızda farklı bi bağ kurulmuş gibi hissediyorum.

uyumam gerek. yanımda kalmasına izin verilmiyor, keşke kalabilseydi.

benim gibi hissetmişim hepsini, kahvaltıda fark ediyorum. kahvaltı bitiyor, dört kahve fincanı daha geliyor. kahveler bitince içimden geçiriyorum "bi kahvenin kırk yıl hatrı vardır".

artık gitmem gerek. kapıdan çıkıyorum benim olmayanları orada bırakıp. birşeyler kopuyor içimden, gözlerim doluyor. sanki ruhumu bırakıyorum orada, içim çekiliyor.

karşımda onun gözleri, burnumda kahve kokusu... başım dönüyor, gözlerim kararıyor, kopkoyu bi karanlıktayım.

ben yine ölmeyi nasıl başardım?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder